İlk bakışta DeFi lending (borç verme) çok büyük ve derin bir alan gibi görünür. Ancak yüzeyin altında oldukça verimsiz çalışır. Aynı varlıklar birden fazla havuza, pazara ve zincire dağılmış durumdadır. Sonuç olarak ciddi miktarda sermaye atıl kalır; bunun nedeni borçlu olmaması değil, likiditenin yanlış tahsis edilmesidir.
Bu yapı, DeFi protokollerinin riski nasıl yönettiğinin bir sonucudur. Borçluları risk seviyelerine göre farklı fiyatlandırmak yerine, protokoller ayrı ayrı pazarlar (marketler) oluşturmayı tercih etti.
Bu yaklaşım güvenliği artırdı, ancak beklenmeyen sonuçlar doğurdu. Her pazarın, altta yatan varlık aynı olsa bile, kendi likiditesine sahip olması gerekiyordu. Örneğin Aave’in ana (core) pazarına yatırılan ETH, izole bir pazardaki borç talebi daha yüksek olsa bile orada kullanılamıyordu. Zamanla protokol, aynı varlıkların birden fazla havuza yayılmasıyla, her birinin kısmen kullanıldığı bir yapıya dönüştü.
Aave v4 bu yapısal verimsizliği çözmeyi hedefliyor. Likiditeyi tek bir yerde tutuyor ve risk yönetimini sistemin uçlarına taşıyor. Farklı borçlanma türleri hâlâ mevcut, ancak artık ayrı sermaye havuzları gerektirmiyorlar. Temel fikir basit: riski kontrol altında tutarken aynı likiditeyi daha verimli kullanmak.
DeFi Lending Neden Verimsizleşti?
DeFi borç verme protokolleri, riski borçluları farklı fiyatlarla ücretlendirmek yerine onları farklı pazarlara ayırarak yönetti.
Bir protokol, farklı risk profillerine sahip varlıkları desteklemek istediğinde, faiz oranlarını veya teminat maliyetlerini hassas şekilde ayarlamak yerine yeni pazarlar yarattı. Güvenli kabul edilen varlıklar ana pazara alındı. Daha yeni veya riskli varlıklar ise limitleri düşük izole pazarlara yerleştirildi. Yüksek kaldıraçlı stratejiler E-Mode gibi özel modlara yönlendirildi. Bu modlar, stablecoin’ler veya likit staking token’ları gibi fiyatları birlikte hareket eden varlıklar için tasarlandı. Yüksek korelasyon nedeniyle, protokol bu varlıklara karşı daha agresif borçlanmaya izin verdi.
Her pazar kendi kurallarına ve daha da önemlisi kendi likiditesine sahipti. Bu, sistemi kontrol etmeyi kolaylaştırdı. Bir pazarda sorun çıkarsa, zararlar orada sınırlı kalıyordu. Ancak bu aynı zamanda, altta yatan varlık aynı olsa bile likiditenin pazarlar arasında paylaşılamaması anlamına geliyordu.
Örneğin Aave’in ana pazarına yatırılan ETH, yalnızca o pazardaki kullanıcılar tarafından borç alınabiliyordu. İzole bir pazarda borç talebi artsa bile, protokol ana pazardaki atıl ETH’yi otomatik olarak oraya yönlendiremiyordu. Likiditenin yeniden dağıtılması ancak kullanıcıların fonlarını manuel olarak taşımasıyla mümkündü.
Aave farklı varlıklar ve zincirler üzerinde genişledikçe bu desen tekrarlandı. Her yeni risk kategorisi yeni bir pazar, her pazar da kendi likiditesini gerektirdi. Bu da varlıkların birçok havuza ince ince dağılmasına yol açtı; hiçbir havuz tam verimle çalışmıyordu. Toplam mevduat artsa da, sermayenin etkin kullanımı aynı hızda artmadı.
Bu yapı fiyatlamayı da etkiledi. Borçlular risklerine göre değil, pazarlarına göre ayrıldığı için, aynı pazardaki kullanıcılar teminatlarının güvenliğine bakılmaksızın benzer oranlar ödüyordu. Risk vardı, ancak fiyatlarla değil erişim kısıtlarıyla ifade ediliyordu. Daha güvenli pozisyonlar, tasarım gereği değil ama sistemin sınırlamaları yüzünden, dolaylı olarak daha riskli pozisyonları sübvanse ediyordu.
Ortaya büyük ama katı bir sistem çıktı.
Sermaye vardı, ancak pazar sınırlarının arkasında kilitliydi. Daha fazla varlık veya strateji desteklemek, daha fazla havuz, daha fazla likidite ve daha fazla parçalanma anlamına geliyordu. Aave v4 tam olarak bu soruna cevap veriyor.
Likidite ile Riski Ayırmak
Aave v4’ün temel fikri basit, ancak DeFi lending’in bugüne kadar nasıl inşa edildiğini terk etmeyi gerektiriyor: Likidite ve risk aynı yerde yaşamak zorunda değil.
Önceki sürümlerde pazarlar iki işi birden yapıyordu: likiditeyi tutmak ve risk kurallarını uygulamak. Bu iki iş aynı yerde olduğu için, riski değiştirmenin tek yolu likiditeyi bölmekti. Parçalanma buradan doğdu. Aave v4 bu bağı tersine çevirmeye çalışıyor.
v4’te likidite, her zincirde Liquidity Hub adı verilen tek bir yerde tutulur. Bu Hub kullanıcıların doğrudan etkileşime girdiği bir pazar değildir. Kimlerin borç alabileceğine, ne kadar borçlanabileceğine veya hangi teminatın kabul edileceğine karar vermez. Görevi varlıkları saklamak, arz ve borç bakiyelerini takip etmek, faizleri tahakkuk ettirmek ve sistemin toplamda solvent kalmasını sağlamaktır.
Tüm kullanıcı etkileşimi başka bir yerde gerçekleşir.
Aave v4, pazarlar yerine Spoke kavramını tanıtır. Bir Spoke bir likidite havuzu değildir. Likiditeye kimlerin, hangi koşullarda ve hangi risk sınırlarıyla erişebileceğini tanımlayan bir kural setidir. Kullanıcı borç aldığında, Spoke’tan değil, Hub’dan borç alır; Spoke aracılığıyla.
Spoke’lar likidite tutmadığı için, Aave v4 artık her yeni risk türü için yeni bir sermaye havuzu oluşturmak zorunda değildir. Tüm varlıklar tek bir bilanço altında toplanır. Spoke’lar arasında değişen şey paranın nerede olduğu değil, hangi kurallarla kullanılabildiğidir.
Önceki Aave sürümlerinde bu iki şey ayrılmazdı. Bir pazar hem risk varsayımlarını hem de onları destekleyen fon havuzunu tanımlıyordu. Daha sıkı kurallar, daha yüksek kaldıraç veya farklı teminat muamelesi gerekiyorsa, yeni bir pazar açmak şarttı. Zamanla likidite bu şekilde parçalandı. Riski değiştirmenin tek yolu sermayeyi bölmekti.
Aave v4 bu kısıtı muhasebe ile erişimi ayırarak ortadan kaldırıyor. Hub yalnızca varlıkları tutar, pozisyonları takip eder ve sistem genelinde solvency’i sağlar. Hangi varlığın teminat olacağına, ne kadar kaldıraç verileceğine veya hangi oracle’ın kullanılacağına karar vermez. Bu kararlar Spoke’lara taşınır.
Bir Spoke geleneksel bir pazar değildir. Likidite içermez. Bir borçlanma bağlamı tanımlar. Kullanıcı bir Spoke üzerinden borç aldığında, herkesle aynı likidite havuzundan borçlanır; ancak belirli kurallara tabidir. Bu kurallar teminatın nasıl değerleneceğini, ne kadar borçlanılabileceğini ve pozisyon güvensiz hâle gelirse ne kadar hızlı likide edileceğini belirler.
Bu yapı, sermayeyi çoğaltmadan çok farklı risk profillerinin ifade edilmesini sağlar. Bir Spoke bugünkü muhafazakâr ana pazar gibi davranabilir. Bir diğeri riskli varlıklar için sıkı limitler koyabilir veya E-Mode benzeri yüksek kaldıraç izinleri verebilir. Hepsi birlikte var olabilir, ancak hiçbiri için ayrı bir fon havuzu gerekmez.
Bunu güvenli kılan şey, Spoke’ların sınırsız likidite çekememesidir. Her Spoke’a yönetişim tarafından açık limitler atanır. Bu limitler, bir Spoke’un yaratabileceği risk miktarını sınırlar. Risk kabul edilemez hâle gelirse Spoke tamamen kapatılabilir; sistemin geri kalanı etkilenmez.
Gerçek sermaye verimliliği burada ortaya çıkar. Likidite belirli bir strateji için önceden park edilmez. Sistem genelinde erişilebilir kalır ve havuzlar yerine kurallar aracılığıyla tahsis edilir. Protokol, bilançosunu sürekli bölmeden daha fazla varlık ve strateji destekleyebilir.
Aave v4 Riski Nasıl Fiyatlıyor?
Likiditenin paylaşılması, ancak güvenli ve güvensiz katılımcılar ayırt edilebildiğinde mümkündür. Önceki sürümlerde bu ayrım çoğunlukla yapısaldı. Güvenli borçlanma için güvenli pazara girerdiniz; daha riskli davranışlar için başka bir havuza itilirdiniz.
Aave v4’te risk ayrımı pazardan ziyade borçluya yaklaşır.
v4’te bir varlığın faiz oranı hâlâ Hub’daki arz-talep dengesine göre belirlenen bir taban oranla başlar. Fark, bunun üzerine eklenenlerde ortaya çıkar. Borçlular artık yalnızca aynı varlığı borç aldıkları için eşit kabul edilmez. Borçlanmanın maliyeti, pozisyonun nasıl teminatlandırıldığına bağlıdır.
Bir kullanıcı bir Spoke üzerinden borç aldığında, protokol teminat türüne, kaldıraç seviyesine ve Spoke kurallarına göre pozisyonun riskini değerlendirir. Daha riskli pozisyonlara ek bir maliyet, yani risk primi uygulanır. Güvenli pozisyonlar taban orana yakın öderken, riskli olanlar daha fazla öder.
Spoke’ların rolü burada kritiktir. Sadece erişimi kontrol etmezler; risk primlerinin nasıl hesaplanacağını da tanımlarlar. Muhafazakâr bir Spoke düşük veya sıfıra yakın prim uygulayabilir. Daha riskli varlıklara veya yüksek kaldıraçlara izin veren Spoke’lar ise sistemi telafi etmek için daha yüksek primler uygular.
Bu primler paylaşılan likidite havuzuna geri akar. Likidite sağlayıcılar böylece yalnızca kullanım için değil, sistemin üstlendiği risk için de getiri elde eder. Risk desteklenir, ama ancak açıkça fiyatlandığında.
Zamanla bu, geri besleme döngüsü yaratır. Belirli bir borçlanma türü fazla riskli hâle gelirse maliyeti artar. Talep daha güvenli yapılandırmalara kayarsa fiyatlar bunu yansıtır. Yeni pazarlar açmaya gerek kalmaz; fark doğrudan oranlara yansır. Ortaya, borçluların davranışlarına göre ayrıldığı, daha çok bir kredi sistemi gibi çalışan bir yapı çıkar.
Birleşik Muhasebe ve Likidasyonlar
Likidite paylaşıldığında doğal soru şudur: işler ters gittiğinde ne olur? Önceki tasarımlarda parçalanma ilkel bir koruma mekanizmasıydı. Zararlar izole havuzlarda kalıyordu. Tek bilanço yaklaşımında ise riskin yayılacağı korkusu vardır.
Aave v4 bunu muhasebe ve solvency yaklaşımını değiştirerek ele alır.
v3’te her pazar kendi muhasebesini tutar, solvency yerel olarak değerlendirilirdi. Likidasyonlar havuz içinde olur, zararlar o havuzun likiditesi tarafından emilirdi. Bu pazarları izole ederdi ama sistemin genel risk görünümünü de gizlerdi.
v4’te muhasebe Hub’a taşınır. Hub, tüm protokol genelinde varlıkları, borçları ve faiz tahakkukunu tek bir görünüm altında izler. Hangi Spoke’tan gelirse gelsin tüm borçlar aynı bilanço üzerinde kaydedilir. Böylece sistem solvency’i pazar pazar değil, küresel olarak değerlendirebilir.
Bir pozisyon güvensiz hâle geldiğinde, likidasyon Spoke kurallarına göre tetiklenir; ancak uzlaşma aynı likidite üzerinden yapılır. Spoke “ne zaman ve nasıl” sorusunu tanımlar, Hub ise sistemin yeniden solvent olmasını sağlar.
Her Spoke’un açık risk limitleri vardır. Bir Spoke’taki tüm pozisyonlar aynı anda çökmüş olsa bile, maksimum zarar önceden belirlenmiştir. Diğer Spoke’lar normal şekilde çalışmaya devam eder.
Bu, önceki tasarımlardan farklı bir başarısızlık modelidir. Likiditeyi izole ederek değil, maruziyeti sınırlandırarak zarar izole edilir.
Birleşik muhasebe sayesinde likidasyonlar da daha öngörülebilir hâle gelir. Likidatörler tek bir likidite kaynağıyla etkileşir. Stres anlarında havuzlar arası varlık taşımaya gerek kalmaz. Sistem kullanıcıların panik hâlinde fon taşımasına değil, önceden tanımlanmış limitlere güvenir.
Uzun Vadeli Kilit Açılımları
Aave v4 yalnızca daha temiz bir lending sistemi değildir; DeFi’de yeni risk türlerinin ne kadar hızlı ve güvenli eklenebileceğini de değiştirir.
Önceki sürümlerde yeni bir şey desteklemek yapısal risk demekti. Yeni bir varlık veya strateji, yeni bir pazar ve yeni likidite gerektirirdi. Her deney, parçalanma maliyeti taşırdı.
v4’te deney yapmak daha hafiftir çünkü likiditenin hareket etmesi gerekmez.
Yeni bir Spoke, kullanıcıların yeni bir havuza fon yatırmasını istemeden tanıtılabilir. Yönetişim kuralları, limitleri ve fiyatlamayı tanımlar. Başarılı olursa limitler artırılır; başarısız olursa Spoke kısıtlanır veya kapatılır.
Bu özellikle gerçek dünya varlıkları (RWA) ve kurumsal kullanım için kritiktir. RWA’lar genellikle izinler, hukuki yapılar, yavaş likidasyonlar gibi klasik pazarlara uymayan kısıtlar içerir. v4’te bu kısıtlar Spoke içinde tanımlanabilir ve yine de ortak likiditeden yararlanılabilir.
Zamanla Aave’in büyüme şekli değişir. Daha fazla pazar açarak değil, bilançosunun kullanılabileceği yolları artırarak ölçeklenir.
Ortaya çıkan şey, bir DeFi protokolünden çok, bir finansal sistemdir.

Bir yanıt yazın